Münafıkların Temel Özellikleri

Münafıklar, iman eden samimi Müslümanlardan dış görünüş olarak ince bir çizgiyle ayrılırlar; fakat içyüzleri bambaşkadır. Münafıklar dıştan bakan bir kimseye dini yaşadıkları izlenimini verebilir; konuşmalarıyla, tavırlarıyla Müslüman taklidi yapabilir, ibadetleriyle kendilerini dindar kimseler olarak tanıtabilirler. Ancak onların din anlayışı Kuran'ı değil, kendi çarpık mantıklarını esas almaktadır. Dine bakış açılarının temelinde menfaat sağlama, kendi istek ve tutkularını tatmin etme amacı yer alır.

İşte münafıklar bu niyetlerini gizleyerek müminler arasında Kuran ahlakının yaşandığı ortamdaki güzelliklerden istifade etmek isterler. Allah'ın Katından bir rahmet olarak Müslümanlar üzerinde oluşturduğu bolluk, bereket, güzellik, huzur, güven, neşe, kardeşlik, şefkat, merhamet, sevgi, saygı ortamından faydalanmaya çalışırlar. Ayrıca bu menfaatçi yaşam biçimlerini hiç kimsenin fark etmediğini, Müslümanları kandırdıklarını düşünürler ve bunu zekalarıyla çok iyi başardıklarına inanırlar.

Ancak münafıklar bu düşünceleriyle çok büyük bir yanılgıya düşerler. Çünkü en ufak bir samimiyetsizlik bile iman gözüyle bakıldığında hemen anlaşılabilir. Fakat herşeyden önemlisi gizlinin gizlisini bilen, herşeyin iç yüzünden haberdar olan Allah bu kimselerin gerçek yüzünü bilmektedir. Dolayısıyla göstermelik olarak taşıdıkları mümin alametlerinin de Allah Katında bir geçerliliği olmayabilir. Allah bu kimselerin yaptıkları ibadetlerin geçersizliğini "... yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir." (A'raf Suresi, 139) ayetiyle belirtmektedir. Ayrıca Allah münafıkların samimiyetsiz dindarlıklarından, gizli kaldığını düşündükleri yönlerinden de haberdar olandır. Dolayısıyla münafıklar bu sahtekar yaklaşımları ile ayette haber verildiği gibi, "...yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller." (Bakara Suresi, 9)

Münafıkların bazı temel özellikleri şöyle maddelenebilir:

Mümin topluluğunun içinden çıkarlar

Münafıklar, müminlerin olmadığı bir ortamda var olmazlar. Müminlerin olmadığı bir ortamda ancak Kuran'da müşrik ya da inkarcılar olarak adlandırılan kimselerden bahsedilebilir. Ancak bir toplum içinde bir mümin topluluğu varsa; bazı kişiler, bu müminlerin arasına sızarak, onların sahip oldukları bazı imkanlardan yararlanabilmek için iman etmedikleri halde etmiş gibi gözükebilirler. Böyle bir ikiyüzlülüğe yönelmelerinin tek nedeni, iman etmiş gibi görünmelerinin onlar için bazı çıkarlar taşıyacağını düşünmeleridir.

Bir toplum içinde mümin topluluğu varsa, bu topluluğun içinde bir de münafık grubu olmasının Allah'ın bir kanunu olduğunu Kuran ayetlerinde görmekteyiz. Münafıkların müminlerin arasında yaşamalarının temel sebepleri arasında, mümin topluluğunu içten yıkmak, onlara zarar vererek dağılmalarını sağlamak, Allah'ın elçisine ve müminlere karşı gruplaşarak inkarcılara destek vermek gibi pek çok amaçları vardır. Tüm bu sebeplerden ötürü münafıklar kalabildikleri kadar uzun bir süre mümin topluluğunun arasında kendilerini gizlemeye çalışırlar. Bir ayette Allah münafıkların mümin topluluğu içinde barınan bir grup olduğunu şöyle bildirmektedir:

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur... (Nur Suresi, 11)

İman etmedikleri halde iman etmiş gibi gözükürler

Başta da belirttiğimiz gibi, ikiyüzlü insanların temel vasfı, iman etmedikleri halde iman etmiş gibi görünmeleridir. Bunun temel sebebi ise Allah'a imanlarının kalben değil, göstermelik ve insanlara yönelik olmasıdır. Allah bu kimselerin durumunu bir ayette şöyle haber vermektedir:

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Münafıklar çıkarlarına müminler aracılığıyla kavuşacaklarını düşündüklerinden mümin taklidi yapmak için olağanüstü bir gayret içinde olurlar. Dine bakış açılarındaki bu ikiyüzlülüğün bir sonucu olarak ikna edici konuşmalarla Müslümanları aldatabilecekleri düşüncesine kapılırlar. Kuran'da "Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır." (Tevbe Suresi, 62) ayetiyle münafıkların bu çabalarına dikkat çekilmiştir.

Münafıklar insanları "iman ettiklerine" ikna etmeye çalışır, insanlara yönelik yaşarlar; fakat kendi başlarına kaldıklarında ya da kendileri gibi münafık karakterli kimselerle biraraya geldiklerinde Allah'ın kendilerini an an izlediğinin, her ne yaparlarsa yapsınlar, her ne düşünürlerse düşünsünler bunu bildiğinin farkında değillerdir. Bu iman bozukluğu yüzünden Müslümanlarla beraberken ibadetlerini yerine getirir, onlar gibi davranır, onlar gibi konuşurken onlardan uzaklaştıklarında ibadetlerini terk edebilir, tıpkı bir inkarcının üslubuyla konuşabilir, dinsiz bir kimsenin umursuzluğu içinde davranabilirler. Ancak taklit kabiliyetleri ne kadar gelişmiş olsa da, Allah Kuran'da münafıkların durumlarının mutlaka ortaya çıkacağını bildirmektedir. Kuran'da Allah bu duruma şöyle dikkat çekmiştir:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. (Bakara Suresi, 8-10)

Bir başka ayette ise Allah münafıkların bu durumundan şöyle bahsetmektedir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır... (Nisa Suresi, 142)

Dış görünüşleri aldatıcıdır

Münafık denince akla, yüzüne bakar bakmaz sahtekarlığı anlaşılabilecek bir kişi gelmemelidir. Bu kişiler dış görünüş olarak samimi insanlardan farklı olmayabilirler. Allah ayetinde bu kişilerin cüsseli yapılarının olabileceğine, konuşmalarının da süslü olabileceğine dikkat çekmektedir:

Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun Suresi, 4)

Nitekim müminlerin fiziksel temizlikleri, giyim kuşamları münafıkların taklit etmeye çalıştığı özellikler arasındadır. Bu şekilde dışarıdan bakıldığında münafıkları diğer Müslümanlardan fiziksel yönden ayırmak pek mümkün olmayabilir. Ancak münafıklar hayatlarının her anına yansıyan manevi bir kir içindedirler. Allah "... Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler..." (Tevbe Suresi, 95) ayetiyle bu kimselerin durumlarını bildirmiştir. Allah onların "... iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış..."tır. (Tevbe Suresi, 125) Zihinleri sürekli olarak kötülük tasarlama, tuzak kurma, hainlik, kin, yalan, haset gibi pek çok olumsuzlukla meşgul olduğundan yüzlerinde de imanın nuru oluşmaz. Allah Kuran'da bu kişilerin yüzlerini "... sanki karanlık bir gecenin parçalarına bürünmüş gibidir" (Yunus Suresi, 27) şeklinde bir örnekle tarif etmektedir. Bir başka ayette münafıklar hakkında şöyle bildirilir:

Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. (Al-i İmran Suresi, 112)

Müminler ise her zaman Allah'ın rızasını gözetip hayır ve iyilik düşündükleri için yüzleri son derece nurludur ve Allah'ın bir ayetinde belirttiği gibi onların "... Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir..." (Fetih Suresi, 29) Dolayısıyla münafıkların yüzlerindeki ifade ve üzerlerindeki manevi kir, müminlerin nuru ile kıyaslandığında daha da belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

Kuran'ı anlamazlar

Müminlerin arasında yaşayan münafıklar, her ne kadar samimiyetsizliklerini sezdirmemek için çalışsalar da, pek çok konuda gerçek yüzlerini ele veren davranışlar sergilerler. Kalplerindeki hastalığın sık sık ortaya çıktığı durumlardan biri de Kuran ayetleri hakkındaki yorumlarıdır. Gerçekten iman etmedikleri ve dini kendi çarpık mantık örgüleriyle değerlendirdikleri için Allah'ın müminlere, samimiyetlerine karşılık verdiği anlayış ve ilimden yoksundurlar. Bu yüzden Kuran okuduklarında da ayetlerde işaret edilen anlamlara, verilen öğütlere, hatırlatmalara akıl erdiremezler. Her fırsatta müminler arasında ayrılık çıkararabilecekleri ya da kendi nefislerine uydurabilecekleri şekilde ayetleri çarpık yorumlarlar. Münafıkların bu davranışından Kuran'da şu şekilde bahsedilmektedir:

Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Al-i İmran Suresi, 7)

Kimi zaman da verdikleri tepkilerden, ayetlerden etkilenmedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Münafıkların bu durumlarını bildiren birkaç ayet şöyledir:

Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını artırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını artırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler. (Tevbe Suresi, 124)

Bir sure indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini çevirmiştir. (Tevbe Suresi, 127)

Ayetlerde bildirilen münafıklara ait bu sözler, onların Kuran ayetlerindeki hikmeti kavrayamadıklarını, ibret verici yönlerden öğüt almadıklarını açıkça göstermektedir. Allah'a ve dine karşı kuşku içinde olduklarından, teslimiyetle değil de, inkar gözüyle bakarlar. Müminlere, Allah'ın "... ayetleri okunduğunda imanlarını artırır..."ken (Enfal Suresi, 2), münafıkların ise kalplerindeki hastalık ortaya çıkar. Münafıklar şeytanın etkisiyle imanlarındaki bu bozukluğu müminlere de aşılamak isterler. Bu çarpık yorumlarını dile getirirken, çevrelerindeki kişilerin kalplerine vesvese verme, onları kuşkuya düşürme ya da müminler arasında ayrılık çıkarma gibi amaçlar da taşırlar. İşte bu yüzden Allah bu kimselere karşı dikkatli olunmasını "Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler..." (Fussilet Suresi, 54) ayetiyle hatırlatmıştır.

Allah'ı çok az anarlar

Müminler, Allah'ı çokça anan, için için O'na dua edip yönelen ve O'ndan bağışlanma dileyen kimselerdir. Hem kendi içlerinde Allah'ı çokça anarlar, hem de konuşma, hal ve tavırlarında çevrelerine de Allah'ı hatırlatırlar. Allah'ı anmak her an Allah'ın varlığının, nimetlerinin şuurunda yaşamanın doğal bir yansımasıdır. Bir ayette Allah'ı anmanın önemine şöyle dikkat çekilmiştir:

... Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. (Ankebut Suresi, 45)

Münafıkların en belirgin özelliği ise, Allah'la bağlantılarının olmayışıdır. Kalben Allah ile birlikte değildirler, O'na yönelmez, O'nu anmaz, O'ndan bağışlanma dilemezler. Bunu Müslüman görünmek için gereken bir zorunluluk gibi gördüklerinden dolayı, Allah'ı ancak çok az anarlar. Allah bir Kuran ayetinde bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)

Başka ayetlerde ise münafıkların Allah'ı anmayan kişiler oldukları şöyle anlatılmaktadır:

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)

Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. (Tevbe Suresi, 67)

Münafıklar Allah'ı hatırladıklarında ise, Allah'ın büyüklüğünü, gücünü, sanatını, ilmini takdir edemediklerinden dolayı Allah'ı gereği gibi anmazlar. Allah'ı anmaktaki amaçları müminleri taklit etmek olduğu için gerek ifadeleri, gerekse üslupları içten, candan ve samimi olmaz. Suni, ezbere dayalı, gerçek düşüncelerini, hissettiklerini yansıtmayan, mecburi bir zikir olur. Güncel bir konudan çok akıcı, rahat, çok zengin ifadelerle bahsederken, Allah'ı anacakları zaman kesik kesik zorlanarak, kalıp cümlerle konuşurlar. İçlerinden gelmediği halde böyle bir mecburiyet hissetmeleri, bir yandan da iman edenlere karşı öfke duymalarına sebep olur. Kuran'da bu durumdan şöyle söz edilmektedir:

Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar. (Zümer Suresi, 45)

Bununla birlikte Allah'ın anıldığı ortamlardan da kasıtlı olarak uzak durur, çeşitli bahaneler öne sürerek kaçmaya çalışırlar. Aynı şekilde münafıklar Kuran'ın okunduğu ortamlardan da kaçış içindedirler. Çünkü Kuran'ı dinlediklerinde unutmak istedikleri ve düşünmekten kaçtıkları ölüm, ahiret günü, cehennem gibi gerçeklerle yüzyüze gelecekler ve vicdanlarına baskı oluşacaktır. Allah bir ayette münafıkların bu tutumuna şöyle dikkat çekmektedir:

Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı. (Kehf Suresi, 101)

Bir başka ayette ise Allah münafıkların yüzlerindeki ifadeden şöyle bahsetmektedir:

Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır." (Hac Suresi, 72)

Kibirlidirler

Bir müminin en başta gelen özelliklerinden biri, tevazu sahibi olması, her zaman hata yapabileceğini kabul etmesi ve kendisine yapılan öğüt ve uyarılara da hemen uymasıdır. Buna karşılık, münafıklar son derece kibirli ve kendini beğenmiş bir ahlaka sahiptirler. Onlara verilecek hiçbir öğüdü dinlemez, hata yaptıklarını kabul etmezler. Çok akıllı oldukları, herşeyin en iyisini bildikleri kanısındadırlar. Üstelik, Allah'ın iyi birer kulu olduklarını öne sürerler. Peygamberimiz (sav) dönemindeki münafıkların, Peygamber Efendimiz (sav)'in kendileri için bağışlanma dilemelerini kabul etmemeleri, sahip oldukları kibirin en açık göstergesidir:

Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün". (Münafikun Suresi, 5)

Müslümanlar, kalplerinde hastalık olan bu kişileri, samimi birer mümin olmaya davet edip, onlara Allah'ın ayetlerini hatırlattıkları zaman, münafıkların gösterdikleri tavırlardan da gururlarına teslim oldukları anlaşılır. Kendilerinin kusursuzluğuna inanır, insani hataları bile kendilerine yakıştırmazlar. Allah ayetlerde gururlarına uymalarının sonucundan şöyle bahsetmektedir:

Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi, 206)

Çünkü onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı. (Saffat Suresi, 35)

Kendilerini bütün hatalardan, eksikliklerden uzak gördükleri için sahip oldukları ahlak bozukluklarının, yaptıkları kötülüklerin ahirette nasıl bir karşılığı olabileceğine ihtimal vermezler. Münafıkların karakteristik bir özelliği olan kibir onları bir kısır döngü içinde bırakır. Müminler sürekli olarak hatalarını düzeltip, eksiklerini telafi ederek kendilerini geliştirirken, münafıklar bu sahtekar hayatın içine daha da saplanırlar. Yapılan hatırlatma ve tavsiyelerden de faydalanamazlar. Allah bu tür bir müstağniyetin sonucunu şöyle bildirmektedir:

Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. (Alak Suresi, 6-7)

Aynı zamanda Kuran ayetlerini okurken de anlatılanları hep kendileri dışındaki kişilerden bahsediliyormuş gibi yorumlarlar. Dolayısıyla öğüt alınması gereken konuları, ibret konusu olan kıssaların hikmetlerini kavrayamazlar. Kuran'ı sürekli okudukları halde, ölümü, ahireti, cehennemi kendilerinden çok uzak görürler. Aslında iyi niyetli olduklarını ve bu yüzden de herhangi bir şekilde cezalandırılmayacaklarını düşünürler.

Münafıklar, kibirli oldukları için, müminleri de kendilerinden aşağı görürler. Sahip oldukları herhangi bir özellik -zenginlik, şöhret, mevki, güzellik- onları kibirlendirir ve bu özelliğe sahip olmayan bir mümini küçük görürler. Oysa üstünlük ancak takva iledir. Müminler bu tür dünyevi kıstasları göz önünde bulundurmaz, insanları para, şöhret, fiziki güzellik gibi özelliklere göre değil, imanlarına göre sevip-sayarlar. Bu nedenle bu tür özelliklerinden dolayı kibirlenen kişiler, mümin topluluğu içinde hemen fark edilir ve küçük düşerler.

Kalplerinde olmayanı söylerler

Münafıkların bir başka önemli özelliği, yalan söylemeleridir. Allah'tan korkmadıkları için, sıkıştıkları durumlarda hemen yalana başvururlar ve böylece müminleri kandırabileceklerini sanırlar. Yalan yoluyla kendilerine verilen sorumluluklardan kaçmayı denerler. Kuran'da, Peygamberimiz (sav) döneminde düşmana karşı savunma yapmak için çağrılan münafıkların yalana başvurarak kaçmaya çalıştıklarına şöyle dikkat çekilmiştir:

İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) müminleri ayırdetmesi; münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir. (Al-i İmran Suresi, 166-167)

Görüldüğü gibi münafıklar, zorluk ve sıkıntı anlarında, müminleri terk ederek kendi çıkarlarını korumaya bakarlar. Ancak, bunu da her zamanki gibi ikiyüzlülüklerini sürdürerek, yani kendilerini haklı göstermeye çalışarak yaparlar. Elbette ki bu kaçışlarını "çıkarlarımızın zedelenmesinden korkuyoruz" diyerek yapmazlar; bunun yerine akılsızca bahaneler öne sürerek müminleri haklı olduklarına inandırmaya çalışırlar. Allah Kuran'da münafıkların bu davranışlarını şöyle haber vermiştir:

Bedevilerden (savaştan) geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır. (Fetih Suresi, 11)

... Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı." (Ahzab Suresi, 13)

Görüldüğü gibi, münafıkların öne sürdükleri bahaneler, "savaşmayı bilmiyoruz", "evlerimizi ve ailelerimizi korumak zorundayız" gibi sözde meşru gerekçelerdir. Fakat Allah bu kimselerden "... kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı." (Al-i İmran Suresi, 167) şeklinde bahsetmektedir. Üstelik bu yalanlarını söylerken de Allah'ın adına yemin ederek bunu yaparlar. Allah Kuran'da münafıkların bu samimiyetsiz konuşmalarını şöyle bildirmektedir:

... "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık" diye sana Allah adına yemin edecekler... (Tevbe Suresi, 42)

Münafıkların bu yalanlarından bahseden bir başka ayet ise şöyledir:

... kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır. (Bakara Suresi, 204)

İyiliğe engel olur,kötülük yapmak için yarışırlar

Müminlerin en önemli vasıflarından biri, iyiliği emredip, kötülükten men etmektir. Yani bir mümin insanları, elinden geldiğince iyiliğe, Kuran ahlakına çağıracak ve mümkün olduğunca kötülüklere engel olmaya uğraşacaktır.

Münafıkların tavrı ise bunun tam tersidir. Dinin ve müminlerin yararına olan faaliyetleri engellemeye çalışırlar. Müslümanların lehine sonuçlanacak olan gelişmelerden rahatsız olurlar. Buna karşın, bencil istek ve tutkuları yönündeki her hareketin başını çekerler. Müslümanlara zarar vereceğini, onları sıkıntıya uğratacağını düşündükleri hareketlerin tümüne destek olurlar. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. (Tevbe Suresi, 67)

Allah'ın beğendiklerini çirkin görürler

Münafıklar, Allah rızasına uymadıkları, Allah rızasına uygun işleri çirkin gördükleri için saparlar. Oysa müminler için, Allah'ın rızasına uygun hareket etmek esastır ve müminlere neşe ve mutluluk veren de Allah'ın rızasını aramaktır. Buna karşılık, münafıklar ibadetlerin tümünü çirkin karşılar, herşeyin Yaratıcısı olan Allah'a kulluk etmenin hazzını yaşayamazlar. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazaplandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi, 28)

Nankördürler

Münafıklar diğer bütün inkarcılar gibi Allah'a karşı nankördürler. Kendilerini yaratmış olan ve türlü nimetlerle yaşatan Allah'a sürekli nankörlük eder, O'nun hükümlerinden yüz çevirirler.

İkinci bir nankörlükleri ise müminlere karşıdır. Çünkü müminlerin arasına katıldıklarında, müminler onlara yardım etmiştir. Müminler onları imana çağırmış, onların ahiretini kurtarmaya çalışmışlardır. Onlara verdikleri öğütler, yaptıkları uyarı ve hatırlatmalar onların iyi olmalarını istedikleri içindir.

Buna karşılık, münafıkların tavrı ise, müminlere düşmanlık beslemekten başka bir şey değildir. Elbette bu, büyük bir nankörlüktür ve Kuran'da münafıkların bu nankör yapıları şöyle anlatılmaktadır:

Allah'a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur. (Tevbe Suresi, 74)

Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 80)

Hem fiziksel, hem manevi yönden pistirler

Allah Kuran'da münafıkların "pis" olduklarını bildirmektedir. Genel olarak tüm müşriklerin "pis" olduğunu vurgulayan Tevbe Suresi'nin 28. ayeti yanında, doğrudan münafıklarla ilgili olan ayetlerde de fiziksel ve manevi bir pislikten söz edilmektedir. Münafıkların, Peygamberimiz (sav) ve yanındaki müminlerden ayrıldıklarında kurdukları "Dırar Mescidi" ile müminlerin mescidi arasındaki fark anlatılırken de, müminlerin mescidinde "temizlenmeyi seven" insanlar olduğuna dikkat çekilir. (Tevbe Suresi, 107-108) Bunun yanında, münafıklardan bahseden bir başka ayette ise Allah şöyle buyurmaktadır:

(Allah) Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-artırmış ve onlar kâfir kimseler olarak ölmüşlerdir. (Tevbe Suresi, 125)

Rahat değildirler, sürekli tedirginlik içinde yaşarlar

Münafıkların içinde bulunduğu ruh hali, önceki bölümlerde saydıklarımızın da ötesinde bir sürü, sıkıntı, hüzün, acı ve ızdırap içerir. Münafığın yaşayacağı azap, henüz dünyada başlar. Öncelikle büyük bir güvensizlik ve korku içinde yaşar. Müminlerdeki teslimiyet, rahatlık ve neşeyi asla elde edemez.

Müminlerle birlikte olduğu süre boyunca, münafığın en önemli özelliği güvensiz olmasıdır. Müminler, kendilerini Allah'a teslim etmiş ve her sıkıntılarını Allah'ın çözeceğini bilmenin rahatına ve neşesine kavuşmuş insanlardır. Allah'a güvenir, Allah'a tevekkül ederler.

Münafık ise, sürekli olarak güvensizlik içindedir; Allah'a teslim olmaz. Sürekli kendini olmadığı biri gibi göstermeye uğraşan, sürekli olarak kendini etrafına ispatlamaya ve bunun için rol yapmaya çalışan bir insanın rahat, huzurlu ve güvenli olması mümkün değildir.

Bu tedirginlik ve güvensizlik psikolojisi içinde, çevrelerinde gelişen her olayın kendi aleyhlerinde olacağını sanırlar. Her yeni gelişme üzerine ikiyüzlülüklerinin ortaya çıkacağından endişe ederler. Kuran'da, münafıkların bu ruh hali, "... Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar" (Münafikun Suresi, 4) ayetiyle ifade edilir.

Bir başka ayette, münafıkların sürekli bir kuşku içinde bulundukları ve kuruntular içinde boğuldukları şöyle bildirilmektedir:

(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (Hadid Suresi, 14)

Kolaylıkla ümitsizliğe kapılırlar

Münafığın en belirgin özelliklerinden biri de, her ne kadar kendisini güçlü göstermeye çalışsa da, en küçük bir olayda dahi hemen ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılmasıdır. Ancak kendisini dışarıya karşı bu şekilde tanıtmaz. Çok güçlü bir imana sahip olduğunu, her ne olursa olsun doğru yoldan sapmayacağına, her şartta Allah'ın rızasını arayacağına, her işinde Allah'a tevekkül edeceğine dair vaadler verir. Fakat tüm bunlar sadece konuşmalarında kalır; anlatıkları ile gerçek hayatta karşılaştığında verdiği tepkiler bambaşka olur. Nefsiyle ters düşen en ufak bir konuda hemen gevşeklik göstermeye başlar. Allah'ın desteğinin, yardımının, herşeyin üzerindeki kontrolünün, herşeyi hayırla yarattığının bilincinde değildir. Allah bir ayette münafıkların bu durumun şöyle açıklamaktadır:

... Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu. (Muhammed Suresi, 21)

Gerçekten de, münafıklar dış görünüşleriyle müminlere çok benzemelerine rağmen, gerçek karakterleri, dine bakış açıları itibariyle inkarcılarla çok fazla ortak yöne sahiptirler. Nitekim zorluk anlarındaki tepkileri açısından da müminlerle tam zıt bir ruh hali içinde olurlar. Örneğin bir hastalık anında kolayca Allah'a isyan edip ümitlerini kesebilir ve tevekkülsüzlük edebilirler. Oysa Allah kafirlerden başkasının Allah'tan ümit kesmeyeceğini bir ayette şöyle bildirmektedir:

... Kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez. (Yusuf Suresi, 87)

Bununla birlikte Allah bir rahmet olarak müminlerin imtihanını kolaylaştırmıştır. Fakat bu kolaylık sadece samimi iman edenler içindir. Samimiyetle Allah'a teslim olan bir Müslüman, Allah'ın yarattığı görüntülerin sürekli değişmesini ibretle, heyecanla, şükürle, tevekkülle izler. Buna karşın münafıklar için korku, tedirginlik, sabırsızlık, huzursuzluk vardır. Şeytanın yoğun olarak etkisinde olduklarından dolayı, münafıklar karşılaştıkları zorlukların kader dışında, Allah'ın rahmeti, bilgisi ve planı dışında geliştiğini zannederler. "Keşke şöyle yapmasaydım", "aksilik oldu", "şu şekilde yapmasaydım şu olmazdı" tarzında yaptıkları konuşmalardan, her olayın kaderde en hayırlı şekilde yaratıldığından gafil oldukları anlaşılır. Halbuki Allah müminler için kusursuz bir kader yaratmıştır. Her olay hikmet ve hayır üzerine yaratılmıştır ve mümine yakışan da oradaki hikmeti anlamaya çalışarak, kaderdeki planın güzelliğini görüp bilip sevinç duymasıdır.

Müminlere karşı korku ve tedirginlik içindedirler

Münafıkların bir başka önemli özellikleri sürekli bir korku psikolojisinde olmalarıdır. Kuran'ın, "...onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır" (Bakara Suresi, 38) ayetinde söz edilen müminlerin tam tersine, büyük bir korku içinde yaşarlar. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasından, sahtekarlıklarının bilinmesinden korkarlar. Müminlerin, onların ikiyüzlü olduğunu fark etmesinden çekinirler. Kuran'da münafıkların bu korku dolu ruh hali şöyle tarif edilmektedir:

Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı. (Tevbe Suresi, 56-57)

Münafıkların müminlere karşı duydukları korkunun şiddeti bir başka ayette de şöyle vurgulanmaktadır:

"Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 13) >>>

Yazar Hakkında - Diğer Siteler - Email - Üye Ol

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - KİTAPLAR - FİLMLER
MAKALELER
- HADİS KÖŞESİ
- DÜNYADAN YANKILAR

BU SİTE HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANMIŞTIR.
www.harunyahya.org