MÜMİNLERİ ALDATMAYA ÇABALAMALARI

Başta da belirttiğimiz gibi, münafıkları diğer inkarcılardan ayıran şey, kendilerini mümin gibi göstermeye çalışmalarıdır. Bir takım çıkarlar uğruna müminlerle birlikte olmak isterler ve bu ortamda onlar gibi görünmenin daha "kârlı" olduğunu düşünürler.

Her durumda münafık, İslam ahlakını, müminlere kendini ispat etmek için yaşıyor gibi görünecektir. Gösteriş için ibadet edecektir. Ama bu ibadeti geçerli olmayabilir. Çünkü bir fiilin ibadet olması için, Allah rızası aranarak yapılmış olması gerekir. Münafıklar ise, Allah'ın değil, insanların rızasını ararlar. Münafıkların namaz kılmalarında, infakta bulunmalarında, verdikleri sözlerde, yaptıkları konuşmalarda çevrelerinden takdir görme, itibar ve çıkar sağlama ve kendilerini ispatlama çabası vardır. Halbuki gerçek Müslümanların böyle bir endişesi yoktur. Çünkü onlar Allah Katında hiçbir şeyin gizli kalmadığını, kişinin kendisi unutsa bile Allah'ın, insanların hesaba katmadıkları şeyleri ahirette karşılarına çıkaracağını bilerek, sadece O'nun rızasını kazanmak için yaşarlar.

Münafıkların bu tavırlarını şu başlıklar halinde inceleyebiliriz:

Yeminlerini siper edinerek yalan söylerler

Yalan, münafıkların kendilerini mümin topluluğunun içinde gizleyebilmek, sahtekarlıklarını örtebilmek için en çok başvurdukları yollardan biridir. Bu bakımdan münafıklar müminlere karşı yalan söylemeyi adeta alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu yalanlarını inandırıcı kılabilmek içinse sık sık yemine başvururlar. Allah adına yemin etmenin müminler açısından önemini bildikleri için, yeminlerinin arkasına sığınırlar. Allah, münafıkların bu konudaki gerçek niyetlerini şu ayetle haber vermektedir:

Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır. (Mücadele Suresi, 16)

Kuran'da münafıkların yalan yere yemin ettiklerinin bildirildiği bir başka ayet ise şöyledir:

... Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar. (Mücadele Suresi, 14)

Öte yandan münafıklar yalan söylerken de bu yalanlarının hiç ortaya çıkmayacağını zannederek ya da karşılıksız kalacağını düşünerek büyük bir yanılgıya düşerler. Fakat, "... Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor" (Tevbe Suresi, 42) ve "Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır." (Bakara Suresi, 10)

Gösteriş için namaz kılarlar

Allah Kuran'da insanların rızası için namaz kılanlardan şöyle bahsetmektedir:

"İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösteriş yapmaktadırlar." (Ma'un Suresi, 4-6)

Allah bu ayetler ile münafık karakterini bize tanıtmaktadır. Buna karşılık müminler, "Müminler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır" (Müminun Suresi, 1-2) ayetlerinde bildirildiği gibi, namazda içli bir şekilde Allah'a dönüp-yönelen ve Allah'a karşı "saygı dolu korku" duyan kimselerdir.

Münafıkların namaz kılarken gösteriş amacı taşıdıkları başka ayetlerde şöyle bildirilir:

... Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar... (Nisa Suresi, 142)

Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar. (Ma'un Suresi, 6-8)

Allah'ın değil insanların rızasını gözetirler

Münafıklar, namazlarında olduğu gibi, genel hal ve tavırlarında da sürekli olarak Allah'ı değil, müminleri hoşnut etmeye çalışan bir ruh hali içindedirler. Kendilerini takva (Allah'ın sınırlarını koruyan) bir mümin gibi göstermek için abartılı tavırlarda bulunurlar. Kendilerini ön plana çıkarmaya, yaptıkları herhangi bir işi herkese duyurarak kendilerince müminlerin gözünde "puan toplamaya" çalışırlar. Kuran'da münafıkların bu samimiyetsiz davranışları şöyle vurgulanır:

"Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır." (Tevbe Suresi, 62)

Münafık samimi bir imana sahip olmadığı için yaptığı bir iyiliğin gizli kalmasından son derece rahatsız olur. Yaptıklarından olabildiğince fazla kişinin haberdar olmasını ister ki, kendince müminlerin takdirini kazanabilsin. Tek amacı kendisini ön plana çıkararak, insanlar arasında bir yer edinmek, itibar sağlamaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, münafıkların niyetleri samimi olmadığı ve Allah'ın rızasını gözetmedikleri için, yaptıklarının ahiretteki karşılığı da farklı olabilir. Allah pek çok ayette çalışıp boşuna yorulanlardan, yaptıkları boşa çıkanlardan, ibadetleri geçersiz kılınanlardan bahsetmektedir. Bu nedenle bu ahlakı gösteren kimseler de böyle bir son ile karşılaşmaktan sakınmalıdırlar.

Mallarını gösteriş olsun diye harcarlar

Münafıkların gösteriş için taklit ettikleri bir diğer ibadet de, infaktır. İnfak, Allah yolunda ve Allah rızası için yapılan her türlü harcama ve bağış anlamına gelir. Müminler, mallarını Allah rızası için harcarlarken, münafıklar bunu insanların rızası için yaparlar. Allah Kuran'da münafıkların tavırlarını şu sözlerle haber vermektedir:

Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir. (Nisa Suresi, 38-39)

Ama münafıkların insanlar için yaptıkları bu harcamanın, Allah Katında kabul edilmeyeceği Kuran'da şöyle bildirilir:

De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir. (Tevbe Suresi, 53-54)

Ayetlerde, münafıkların yaptıkları ibadetleri "isteksizce", ya da "hoşlarına gitmediği halde" yaptıkları bildirilmektedir. Bu, münafıkların dünyada sıkıntı içinde yaşamalarının da sebebidir. Yaptıkları fiillerin -bunları gösteriş için yaptıklarından dolayı- hepsi boşa gitmektedir. Üstelik, Allah bu samimiyetsiz insanların gerçek yüzlerini, dilerse müminlere de göstermekte ve tüm bu gösterişin dünyada da boşa çıkmasını sağlamaktadır. Bu durumda münafık, tek hedefi olan insanların rızasını da elinden kaçırmış olur.

Allah bir başka ayetinde gösteriş için infak edenlerin ibadetlerinin geçersizliğini ve Kendi rızası için infak edenlerin üzerindeki bereketini şu örnekle açıklamaktadır:

Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 264-265)

Allah yolunda ciddi bir fedakarlık yapmazlar

Münafıklar mallarını gösteriş olsun diye harcarlar, ama hiçbir zaman önemli bir harcamada bulunmazlar. Yaptıkları harcama, ancak insanların gözünü boyamak için verilmiş sınırlı bir meblağdır. Hiçbir zaman, "Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır..." (Tevbe Suresi, 111) ayetinde tarif edilen mümin tavrını göstermezler.

Müminler, üstteki ayet gereği, gerektiğinde tüm imkanlarını Allah'ın razı olacağı hayırlı işlerde kullanmaktan çekinmezler. Oysa münafık, müminlerin arasına çıkar elde etmek için girmiştir. Yapacağı fedakarlık ise Allah rızası için değil, ancak ileriye yönelik bir yatırım şeklindedir. Mümin gözükmek uğruna yapacağı ufak bir harcama ile, müminlerin sahip olduğu daha büyük imkanlardan yararlanacağını düşünmektedir.

Kuran'da, münafıkların cimriliklerine şöyle dikkat çekilir:

Onlardan (münafıklardan) kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir. Onlara Kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir. Böylece O da, Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı yerleşik kıldı. (Tevbe Suresi, 75-77)

Münafıkların bu cimri ve bencil yapılarına karşılık, müminlerin düşüncesi sürekli fedakarlıkta bulunma yönündedir. Çünkü mümin, yaptıklarının karşılığını Allah Katından beklemekte, ahireti hedeflemektedir. Dünyanın geçici ve yararsız olduğunu ve bu dünyada ancak Allah'ın rızasını kazanmak için bulunduğunu anlamıştır.

Açgözlü ve bencildirler

Münafıklar Allah yolunda hiçbir ciddi fedakarlığa yanaşmadıkları gibi, bir de mümkün olduğunca müminlerden çıkar sağlamaya çalışırlar. Allah'ın rızasını aramadıkları için, sürekli olarak küçük çıkarlar elde etme peşindedirler. Bu yüzden de müminlerin fedakar ve asil tavrının aksine, açgözlü ve bencildirler. Kuran'da, münafıkların müminlerde+n çıkar sağlama istekleri şöyle haber verilir:

Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazaplanırlar. Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya)!.." (Tevbe Suresi, 58-59)

Ayette bildirilen "bize Allah yeter" sözü, müminlerin bakış açısını tarif eder. Mümin yaptıklarının asıl karşılığının ahirette olduğunu bilir. Allah onu, yaptıklarının kat kat fazlasıyla, cenneti, rahmeti ve rızasıyla ödüllendirecektir. Bu nedenle dünyadaki küçük çıkarlar adına açgözlülük etmesi, peygambere ve müminlere muhalif tavır takınması mümine asla yakışmaz. Mümin aşağıdaki ayetin hükmüne girmekten ciddi şekilde endişe duyar:

"Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. " (Nisa Suresi, 115)

Diğer taraftan mümin, Allah'ın, kendisine gerektiği zaman dünyada da büyük nimetler vereceğini bilmektedir.

Münafık ise, Allah'tan ve rahmetinden habersiz olduğu için, ancak küçük ve basit çıkarlar peşinde koşar ve böylece kendini küçük düşürür.

Gizli toplantılar yaparak müminlere karşı plan kurarlar

Eğer bir mümin topluluğu içinde birden fazla münafık varsa, bunlar birbirleriyle gizli ilişkiye girer ve Kuran'da haber verildiği üzere "gizli toplantılar" yaparlar.

Mümin topluluğu içinde barınmaya çalışan münafık, kısa sürede kimlerin kendi ile aynı yapıda olduğunu hissedecektir. Çünkü diğerleri de, kendisi gibi fedakarlıktan kaçan, sevgiden uzak, kibirli kimselerdir. Mümin topluluğu içinde başkalarının da kendi yapısında olduğunu hisseden münafık, onlara yakınlaşır. Aralarında gruplaşmaya giderler. Müminlerden uzak durmaya ve birbirleri ile birlikte olmaya çalışırlar. Çünkü müminlerin yanında rahat edemezler; müminler onların Kuran dışı hareketlerini uyarır, onları fedakarlığa çağırırlar. Buna karşın, ibadetlerinde gevşek davranan ve kendi çıkarlarını koruyan diğer münafıkların yanında çok rahat ederler.

Münafıkların aralarındaki gruplaşmaları ve yaptıkları gizli toplantılar, Kuran'da haber verilmiştir. "Gizli toplantı", münafıkların, müminlerden habersiz olarak biraraya gelip, müminler ve peygamber hakkında "isyan"ı, ya da "fitne"yi konuşmalarıdır. Kuran'da, münafıkların bu tavrı ayrıntılı olarak anlatılır:

'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi, 8)

Allah "gizli toplantıları" haber veren bir başka ayette, bu toplantıların gece vakti oluşuna şöyle dikkat çekmektedir:

Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)

Bir başka ayette ise Allah münafıkların bu eyleminin "şeytandan" olduğunu şöyle bildirmektedir:

Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır... (Mücadele Suresi, 10)

Münafıkların bir kısmı, mümin taklidi yaparak müminlerin arasında yer almaya çalışırken, bir yandan da inkarcılara müminlerden haber taşırlar. Çünkü inkarcılar müminleri kendilerine düşman olarak belirlemişlerdir, ancak müminlerin arasındaki dayanışma nedeniyle onlara zarar veremezler. Bu durumda, müminlerin arasına karışmış olan münafıklara yakınlaşarak, onlara birtakım menfaatler sağlarlar ve bunun karşılığında da mümin topluluğu hakkında kendilerine bilgi ulaştırmalarını isterler.

Peygamberimiz (sav) döneminde örnekleri yaşanan, münafıkların bu tavrı, "... içinizde onlara (inkarcılara) 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir." (Tevbe Suresi, 47) ayetiyle bildirilmiştir. Kuran'da, münafıkların bu vasfı, "başka bir topluluk adına kulak tutmak (haber toplamak)" olarak da ifade edilmektedir. Ayette şöyle buyrulur:

Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır... (Maide Suresi, 41) >>>

Yazar Hakkında - Diğer Siteler - Email - Üye Ol

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - KİTAPLAR - FİLMLER
MAKALELER
- HADİS KÖŞESİ
- DÜNYADAN YANKILAR

BU SİTE HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANMIŞTIR.
www.harunyahya.org