MÜNAFIKLARIN AKILSIZLIKLARI

Münafıkların en belirgin özelliklerinin başında, tüm diğer inkarcılar gibi akılsız olmaları gelir. Zeki olabilirler, ama asla Kuran'ı anlamak ve yaşamak için birinci şart olan akla sahip olamazlar. Bu nedenle olayları akılsızca tahlil ederler. Allah'ı ve müminleri de bu akıldan yoksun muhakemelerinin içinde değerlendirdikleri için gereği gibi takdir edemezler.

Allah'ın, yaptıklarını görmediğini sanmaktadırlar

Münafıkların, en büyük akılsızlığı, Allah'ı yaptıklarından habersiz sanmalarıdır. Hesaplarını yalnızca müminler üzerine kurarlar. Eğer müminleri ikna edebilirlerse, hiçbir sorun kalmayacağını, onları razı ederlerse hedeflerine ulaşacaklarını sanırlar. Oysa Allah, münafıkların yapmakta olduklarını bilir. Hiçbir hareketleri, hiçbir düşünceleri Allah'tan gizli kalmaz. Akıllarından geçen her düşünceyi, kalplerinde hissettiklerini ve bilinçaltlarını Allah sarıp kuşatmıştır. Bir ayette bu konu şöyle hatırlatılmaktadır:

... onlar sizinle karşılaştıklarında 'inandık' derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: 'Kin ve öfkenizle ölün'. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)

Münafıklar, Allah'ın kendi durumlarını bildiğinden habersiz olarak, bir süre müminleri aldattıklarını zannedebilirler. Yaptıkları ikiyüzlülüğün bir süre için ortaya çıkmaması, onları cesaretlendirebilir. Kuran'da, münafıkların bu bozuk düşünce yapısı şöyle anlatılmaktadır:

'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' men edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi, 8)

Münafıkların söylediği "söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya" sözü, ne kadar akılsız, ne kadar şuursuz olduklarını göstermektedir. Allah'ın onlara verdiği sürenin sonsuz olduğunu sanmakta, ikiyüzlülüklerini devam ettirebileceklerini düşünmektedirler. Oysa bu imkansızdır; Allah durumlarını mutlaka ortaya çıkaracaktır.

Allah'ın müminlere olan desteğinin bilincinde değildirler

Münafıklar, Allah'ın kendi durumlarını bildiğinden habersiz oldukları gibi, müminlere verdiği desteğin de farkında değillerdir. Müminleri hep dış görünüşe göre değerlendirirler. Oysa müminler Allah'ın yardım ettiği kişilerdir. En zor durumda gibi gözüktükleri anda onları başarıya ulaştırmaktadır.

Münafıklar gerçeğin farkında olmadıklarından, kendilerini bazı maddi özellikleri nedeniyle müminlerden üstün sanırlar. Görünüşte kimi zaman müminlerden daha zengin, daha yüksek makam ve şöhret sahibi olabilirler; bu nedenle de müminlerden üstün olduklarını düşünürler. Allah, münafıkların bu akılsızlıklarını ve müminlerin ne olursa olsun, Allah'ın yardımıyla münafıklara ya da başka inkarcılara üstün geleceklerini Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan bir olayla haber vermiştir:

Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar. (Münafikun Suresi, 8)

İnkarcıların eziyetlerinden, Allah'ın azabından daha çok korkarlar

Daha önce de belirttiğimiz gibi münafıklar, mümin topluluğuyla birlikte oldukları süre boyunca, onlar gibi davranır, onların davranışlarını taklit ederler. Ancak müminler için zorlu bir imtihan zamanı geldiğinde -yani gerçekten inananları ortaya çıkaracak olan gerçek fedakarlık ve sadakat zamanlarında- münafıkların ikiyüzlülüğü ortaya çıkar. Bu, onların son derece korkak olmalarından ve ayetin ifadesiyle "insanlardan Allah'tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korkuyla korkmalarından" kaynaklanır.

Ayetlerde Peygamberimiz (sav) dönemindeki münafıkların zorluk zamanlarında nasıl bir tavır gösterdikleri şöyle haber verilmiştir:

Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız." (Nisa Suresi, 77)

İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (Ankebut Suresi, 10)

Kendi aralarında da anlaşmazlık içindedirler

Müminlerin en büyük özelliklerinden biri, aralarındaki birlik ve beraberliktir. Münafıklar ise, bunun tam tersi bir yapı gösterirler. Hepsinin ortak bir özelliği, yani ikiyüzlülükleri vardır; ama bunun dışında birbirleriyle büyük bir çatışma ve ayrılık içindedirler. Çünkü müminler gibi tek bir hedefe, yani Allah'ın rızasına kazanmaya kilitlenmiş değildirler. Tam tersine hepsi çıkarlarının peşindedir ve doğal olarak çıkarları da birbiriyle çatışır. Kuran'da, münafıkların bu özelliğine şöyle dikkat çekilmektedir:

... Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir.

Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 13-14)

Akıllı olduklarını sanırlar

Münafıklar, müminleri aldatabildiklerini dolayısıyla kendilerinin de çok akıllı olduklarını sanırlar. Müminler gibi fedakarlık yapmadıkları, Allah'ın rızasını kazanacak bir hayat sürmedikleri için, kendilerince "karlı" duruma geçtiklerini düşünürler.

Oysa münafıklar en büyük akılsızlığı yapmaktadırlar. Kendilerine, dini öğrenme, Allah'ın rızasını ve cennetini kazanma fırsatı verilmişken, tüm bunları teperek dünya hayatının yararsız ve geçici süsüne göz dikmişlerdir. Büyük bir kurtuluş yerine, küçük hesapları nedeniyle, büyük bir azabı yani cehennem azabını hak etmişlerdir. Üstelik, dünyada da büyük bir azap çekecek, sürekli vicdan azabı, kuşku, kuruntu içinde yaşayacaklardır.

Kuran'da, münafıkların kendilerini müminlerden akıllı sandıkları, ama gerçek akılsızların onların olduğu bildirilmektedir:

Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13) >>>

Yazar Hakkında - Diğer Siteler - Email - Üye Ol

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - KİTAPLAR - FİLMLER
MAKALELER
- HADİS KÖŞESİ
- DÜNYADAN YANKILAR

BU SİTE HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANMIŞTIR.
www.harunyahya.org